HATALIYDIN, HATALIYDIM, HATALIYDIK (?)

Hepimiz yapıyoruz bunu zaman zaman öyle değil mi? Hiç öyle ben yapmam ben etmem falan demeyin. İstisnasız hepimiz yapıyoruz bunu bazı anların içinde, istemeden ya da farkında olmadan. İnsanoğlu, biryerden çıkartacak ya, fazla uzağa gitmeye gerek yok, en yakınında uygular bunu. Kendimizce müthiş gerekçelerimiz vardır bunun için herzaman, siz buna kılıf da diyebilirsiniz. İnsan psikolojisi ne de olsa, kendimizi haklı çıkartmak doğamızda var. İş stresi, hayat mücadelesi, geçim sıkıntısı, arkadaş kavgası, aile çatışmaları, ebeveyn-çocuk ilişkileri  böyle uzar gider  olası durumlar. Hepsinin içinden bir parça vardır hepimizin hayatında kuşkusuz. İşin tuhaf tarafı, bizde stres durumu oluşturan şeye(kişiye) karşı değil de alakası olmayan en yakın kurbanımız üzerinde deneriz bu yükten kurtulmayı. Bir de üstüne “biraz anlayış” beklentisi. Anlayış, olmazsa olmazıdır elbette tüm ilişki modellerinin. Hele ki karşılıklı bir anlayıştan söz ediyorsak tadından yenmez bir ilişki örneğidir bu. Hani şu klasik,”sana yapılmasından hoşlanmadığın birşeyi karşındakine yapma” klişesi gibi. Peki ne kadar farkındayız bunun? Kendimizin ne kadar farkındayız acaba bunu biliyormuyuz? Avaz avaz bağırırken, kırıcı kelimeler kullanırken, öfkeden gözümüzün döndüğü, sadece kendi sesimizi duyabildiğimiz ama karşımızdakine sağır olduğumuz anlarda, vücut dilimizle olumsuz mesajlar verirken, düşünüyormuyuz hiç “ben ne yapıyorum” diye. Cevabı hazır, elbette HAYIR! Ama savunma mekanizmamız o kadar devrede ki, karşımızdakinin bütün falsolarını yakalayıp kaydetme özelliğine sahip. Çünkü bir süre sonra konu üzerinde konuşulacak duruma gelindiğinde karşı savunma olarak hazır bulunulması gerekmektedir. Özetle bu tip durumlarda kendi aynamıza kör, karşımızdakine ise pür dikkat analizlerle konsantre haldeyizdir herzaman. Sanırım öz eleştiri kısmında eksiğiz biraz. Daha doğrusu öz eleştri kısmını içimizden yapmak gibi bir egomuz var da denebilir. Oysa, Hatayı kabul etmek bir yenilme biçimi değildir! Orta da bir savaş ya da yarış mı var ki kazanananı ya da kaybedeni olsun. Ama ne yazık ki ilişkiler de mantık böyle işliyor bazen. Bu yüzden çözüm süreci de zor ve yorucu oluyor çoğu zaman.

Derin bir nefes alın ve es verin. Hatalıysanız gidip üzgün olduğunuzu söyleyin, hatalıysa gelip üzgün olduğunu söyleyene kadar bekleyin, karşılıklı bir hata söz konusu ise üzgün olduğunuzu hissettirin ve ona sarılabilecek mesafede durun (eminim vermek istediğiniz mesaj aynı olacaktır)

Özetle; Şayet var sa hayatınızda “herşeyim” dediğiniz biri, şanslısınız.

Şükrediniz ve kıymetini biliniz!

Hayat, küçük şeylerden tatsızlık yaşamaya değecek kadar uzun değil..

 

 ( SoNsUzCa nın kaleminden..)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir